@seul...
kısa ve keskin bir giriş oldu:D
tabi siz böyle yatmaklara hazırlanırken ben de yeni uyandım. Jetlag da neymiş... Allahıma depresyona giriyordum... bir damla da uyuyamaz mı insan... otobüsten çevirme uçakların tez vakitte jilete dönsün emi aeroflot...
saat:05:57
moskova maceralarımla başlayayım... ya sorma ne maceralar ne maceralar...
aklı evvel sevgili tavsiyesi diye transit yolcu çıkışından çıktım. Sanane dimi gerizekalı... çık işte normal kapıdan gez gez gel sonra,,, yoookkk neymiş yaban ellerde kimseyle uğraşmak istemezmiş...
Çıktım uçuş kapılarının oraya... bir allahın kulu da yok ki insan iki kelam konuşasın. Her gören beni rus zannediyor. Çakma bir rusluk da var tabi derdim hep kısa boylu, beyaz ten, kızıl mor saçlar:D ama ben çakma derken aslımı buldum. Kimseyi inandıramasaydım ya türk olduğuma....
bi soru soruyorum ingilizce rusca cevap veriyorlar. Ya bacım yeni öğrenip havaalanında pratik yapmıyorum ben, valla rus değilim nooolluur ingilizce cevap verin diye bi ağlamadığım kaldı gümrükteki elemanlara:D
neyse gece inmişti uçak medeniyet gelir sabah çıkarım burdan diye düşünürken ben, tüm günüm insanlara rus olmadığımı anlatmakla geçti de bir allahın kulu iyi madem git gez gel demedi. Tam da ''Terminal'' filmindeki Tom Hanks gibiydim. Acıktım hacı bi sandviç ver bakıyım, neli bu diyorum... gözümün içine bakıyor. Isıt da ver buz gibi diyorum... hala bakıyor çalışanlar. o kadar kötü konuşuyorlar ki (o konuştukları ingilizce olamaz) tüm cümle kuran hücrelerim kör oldu diyebilirim. This-that -that şeklinde anlaşan bir çift gördüm ki evreka dedim yaa... budur!!! ondan sonraki hayatım daha tahammül edilebilir bir hal aldı. İşaret ve göstermek suretiyle aç bi karnımı da doyurdum.
Bu arada dövermiş gibi anlatsam da ben o kadar komikti ki çalışanların falan halleri sinirlenmek bir yana gülmekten öldüm bütün gün- deli galiba her halimize gülüyor bu- diye düşünmüş olabilirler tabii...
Elimde eşyalar ayrılsam başından 2dk sanki birşey olacakmış gibi bir paranoya ile tüm gün oturdum. Hatta oturmaktan çatladım. ve deli gibi uykum olmasına rağmen insan kalabalığından uyuyamadım da...
En sonunda çözümü yere uzanmakta buldum ... Allahım ne kadar sıcaktı:((( Moskova dedim ne kadar sıcak olabilir ki... hele kore... yok canım istanbul bu kadar soğukken... mont taşıdım ya tüm yol boyunca başka birşey demiyorum:(
neyse keşfettiğim yeni anlaşma yöntemi ile canımm bir taylandlı bebişin de açlığına derman oldum. Önce geldi yanıma sevdirdi kendini, sonra annesi ile birlikte ellerinde bir paket(ramen paketi gibi ama çorbamsı birşey oldu sonra)... kadıncağız yapılış yazılarını ve kızı gösterdi. Önce hediye mi ediyo ki dedim içimden...kız elimden aldı ağzına götürdü ve bana uzattı sonra. Uyandım tabii canımm ya acıkmış:D gittim kap-kaşık-su şeklinde cafeteryadan istedim malzemeleri. bowl diyorum tabak seti getiriyor kızcağız ( valla havaalanında çalışıp da hiç ingilizceden anlamayan bir milleti ilk kez gördüm desem yeridir)...
neyse uçak saati yaklaştı... ortalığı bir ajumma ve ajushi sürüsü kapladı... oh be izden birileri dedim bi sevindim. Az biraz da olsa konuşabilmek iyi yani:D onlar hızlı hızlı konuşmaya başladılar kendi aralarında ben de dinliyordum... bi kız varmış da falan filan anlatıyolar da anlatıyorlar- ben de gülüyorum yine kendi kendime vay arkadaşş ne demişş diye...
sonunda uçuş saati geldi. Tabi o ana kadar 5 kez falan çıkış kapımız değişti. bir bi başa bir öbür başa koşturuyordu millet çok komikti ya ben önceki uçuştan tecrübeli son ana kadar bekledim. Öperler dedim içimden ...yani ben bir kaç kaba tabir de kullanmış olabilirim. Hayal gücünüzle doldurun işte.
Uçağa bindik rus bir amca geldi yanıma oturdu... başladı rusca konuşmaya. Ve şaşırtıcı bir şekilde ne bilmiyo- tek bir kelime bile ingilizce-
ben tabi içimdeki o insan sevgisiyle önce hay ben sizi terlikle kovalayayım dedim sonra gülümseyerek yar ingilizce yarı rusca ''rus değilim ''dedim... ve bunu tüm hosteslere de 50 kez falan söylemiş olabilirim. Şu an rus değilim ve uçağımızın kalkış yapacağı kapı nosu değişti. Yeni kapı nosu ... demeyi ruscada biliyorum.
uçuşla ilgili pek ilginç bir durum yok kitap okuyordum zaten bitti kendisi. Uçuş boyunca - tabi önce bir kuzey kutbuna yaklaştığımızdan- bizi takip eden bir ufuk güneş çizgisi vardı. Akşam 9:40 da havalandık. olduğumuz lan gece yıldızlar tepemizde ama az uzansak gündüz yanımızda sanki... çok güzel bir görüntü idi. Yönümüzü güneye verdik çat gündüz oldu zaten. Kapladı aynı ufuk çizgisi bizi de. Çok eğlenceliydi.
nihayet incheon havaalanına indik. hemen beleş wifi bulmanın sevinciyle ''geldim ben'' bilgisi verdim falan. pasaport kontrole geldik. Pasaporta bakıp gülümsedi. Soru bile sormadı geç kanka bizdensin sen durumu oldu biraz:D havaalanı çok güzel ve düzgün zaten yazıyo her yerde herşey soru bile soramıyorsun. daha az bakcaktım diyemeden bavul mavul bi çabuk paketlediler beni dışarı. Bir yol belirlemişler takip edersen 5 dk içinde tüm işlemler dahil çıkıyorsun dışarıya. Medeniyet dedim ya... buralardamıymış acep!!!
ben tabi tam bir japon turist edasıyla takılıyorum herşey fotoğraflı olsun falan ama uykusuzluk fena çarpmış belli ki... ne çeksem flu :D paylaşmayacağım haliyle...
Kapıdaki amcalara itaewon dedim çat kendimi bir havaş stayla limuzin de buldum. Burda limuzin diyorlar kocaman otobüs oysa ki ama farklı olan şöför ajushi. beyaz eldiven düzgün giyüm. Emniyet kemerimi takmadan hareket etmedi beni uyardı. amca ya salla be otobüs bu nolcak ki demedim tabi :D
otobüste bir kadınla tanıştım. Amerikalı aslında ama japonyada profesörmüş.günü birlik gelmiş dönüyormuş gece. Niky canım ben sana yardım ederim dedi bir vesait daha değiştirmem gerekiyordu eve gelebilmek için. Biraz deli bozuk bir kadın. yol boyunca konuştuk. Japonyaya davet etti beni osaka'ya. birbirimize iletişimlerimizi verdik.
nihayet eve geldim. jeff tabi meraklı ee anlat falan naaptın diye... ben yüzüm gözüm şişmiş bir halde beni sakın uyandırmayın sabah görüşürüz dedim ve gerisi bende yok:D daha geç uyanmayı hedeflemiştim ama biraz sabahın körü oldu sanırım ama çok acıkmıştım. Namsa dağı var hemen yakınımda. kiraz ağaçları falan. Birazdan yürüyüşe çıkacağım... ardından da bir kahvaltı...
kısa ve keskin bir giriş oldu:D
tabi siz böyle yatmaklara hazırlanırken ben de yeni uyandım. Jetlag da neymiş... Allahıma depresyona giriyordum... bir damla da uyuyamaz mı insan... otobüsten çevirme uçakların tez vakitte jilete dönsün emi aeroflot...
saat:05:57
moskova maceralarımla başlayayım... ya sorma ne maceralar ne maceralar...
aklı evvel sevgili tavsiyesi diye transit yolcu çıkışından çıktım. Sanane dimi gerizekalı... çık işte normal kapıdan gez gez gel sonra,,, yoookkk neymiş yaban ellerde kimseyle uğraşmak istemezmiş...
Çıktım uçuş kapılarının oraya... bir allahın kulu da yok ki insan iki kelam konuşasın. Her gören beni rus zannediyor. Çakma bir rusluk da var tabi derdim hep kısa boylu, beyaz ten, kızıl mor saçlar:D ama ben çakma derken aslımı buldum. Kimseyi inandıramasaydım ya türk olduğuma....
bi soru soruyorum ingilizce rusca cevap veriyorlar. Ya bacım yeni öğrenip havaalanında pratik yapmıyorum ben, valla rus değilim nooolluur ingilizce cevap verin diye bi ağlamadığım kaldı gümrükteki elemanlara:D
neyse gece inmişti uçak medeniyet gelir sabah çıkarım burdan diye düşünürken ben, tüm günüm insanlara rus olmadığımı anlatmakla geçti de bir allahın kulu iyi madem git gez gel demedi. Tam da ''Terminal'' filmindeki Tom Hanks gibiydim. Acıktım hacı bi sandviç ver bakıyım, neli bu diyorum... gözümün içine bakıyor. Isıt da ver buz gibi diyorum... hala bakıyor çalışanlar. o kadar kötü konuşuyorlar ki (o konuştukları ingilizce olamaz) tüm cümle kuran hücrelerim kör oldu diyebilirim. This-that -that şeklinde anlaşan bir çift gördüm ki evreka dedim yaa... budur!!! ondan sonraki hayatım daha tahammül edilebilir bir hal aldı. İşaret ve göstermek suretiyle aç bi karnımı da doyurdum.
Bu arada dövermiş gibi anlatsam da ben o kadar komikti ki çalışanların falan halleri sinirlenmek bir yana gülmekten öldüm bütün gün- deli galiba her halimize gülüyor bu- diye düşünmüş olabilirler tabii...
Elimde eşyalar ayrılsam başından 2dk sanki birşey olacakmış gibi bir paranoya ile tüm gün oturdum. Hatta oturmaktan çatladım. ve deli gibi uykum olmasına rağmen insan kalabalığından uyuyamadım da...
En sonunda çözümü yere uzanmakta buldum ... Allahım ne kadar sıcaktı:((( Moskova dedim ne kadar sıcak olabilir ki... hele kore... yok canım istanbul bu kadar soğukken... mont taşıdım ya tüm yol boyunca başka birşey demiyorum:(
neyse keşfettiğim yeni anlaşma yöntemi ile canımm bir taylandlı bebişin de açlığına derman oldum. Önce geldi yanıma sevdirdi kendini, sonra annesi ile birlikte ellerinde bir paket(ramen paketi gibi ama çorbamsı birşey oldu sonra)... kadıncağız yapılış yazılarını ve kızı gösterdi. Önce hediye mi ediyo ki dedim içimden...kız elimden aldı ağzına götürdü ve bana uzattı sonra. Uyandım tabii canımm ya acıkmış:D gittim kap-kaşık-su şeklinde cafeteryadan istedim malzemeleri. bowl diyorum tabak seti getiriyor kızcağız ( valla havaalanında çalışıp da hiç ingilizceden anlamayan bir milleti ilk kez gördüm desem yeridir)...
neyse uçak saati yaklaştı... ortalığı bir ajumma ve ajushi sürüsü kapladı... oh be izden birileri dedim bi sevindim. Az biraz da olsa konuşabilmek iyi yani:D onlar hızlı hızlı konuşmaya başladılar kendi aralarında ben de dinliyordum... bi kız varmış da falan filan anlatıyolar da anlatıyorlar- ben de gülüyorum yine kendi kendime vay arkadaşş ne demişş diye...
sonunda uçuş saati geldi. Tabi o ana kadar 5 kez falan çıkış kapımız değişti. bir bi başa bir öbür başa koşturuyordu millet çok komikti ya ben önceki uçuştan tecrübeli son ana kadar bekledim. Öperler dedim içimden ...yani ben bir kaç kaba tabir de kullanmış olabilirim. Hayal gücünüzle doldurun işte.
Uçağa bindik rus bir amca geldi yanıma oturdu... başladı rusca konuşmaya. Ve şaşırtıcı bir şekilde ne bilmiyo- tek bir kelime bile ingilizce-
ben tabi içimdeki o insan sevgisiyle önce hay ben sizi terlikle kovalayayım dedim sonra gülümseyerek yar ingilizce yarı rusca ''rus değilim ''dedim... ve bunu tüm hosteslere de 50 kez falan söylemiş olabilirim. Şu an rus değilim ve uçağımızın kalkış yapacağı kapı nosu değişti. Yeni kapı nosu ... demeyi ruscada biliyorum.
uçuşla ilgili pek ilginç bir durum yok kitap okuyordum zaten bitti kendisi. Uçuş boyunca - tabi önce bir kuzey kutbuna yaklaştığımızdan- bizi takip eden bir ufuk güneş çizgisi vardı. Akşam 9:40 da havalandık. olduğumuz lan gece yıldızlar tepemizde ama az uzansak gündüz yanımızda sanki... çok güzel bir görüntü idi. Yönümüzü güneye verdik çat gündüz oldu zaten. Kapladı aynı ufuk çizgisi bizi de. Çok eğlenceliydi.
nihayet incheon havaalanına indik. hemen beleş wifi bulmanın sevinciyle ''geldim ben'' bilgisi verdim falan. pasaport kontrole geldik. Pasaporta bakıp gülümsedi. Soru bile sormadı geç kanka bizdensin sen durumu oldu biraz:D havaalanı çok güzel ve düzgün zaten yazıyo her yerde herşey soru bile soramıyorsun. daha az bakcaktım diyemeden bavul mavul bi çabuk paketlediler beni dışarı. Bir yol belirlemişler takip edersen 5 dk içinde tüm işlemler dahil çıkıyorsun dışarıya. Medeniyet dedim ya... buralardamıymış acep!!!
ben tabi tam bir japon turist edasıyla takılıyorum herşey fotoğraflı olsun falan ama uykusuzluk fena çarpmış belli ki... ne çeksem flu :D paylaşmayacağım haliyle...
Kapıdaki amcalara itaewon dedim çat kendimi bir havaş stayla limuzin de buldum. Burda limuzin diyorlar kocaman otobüs oysa ki ama farklı olan şöför ajushi. beyaz eldiven düzgün giyüm. Emniyet kemerimi takmadan hareket etmedi beni uyardı. amca ya salla be otobüs bu nolcak ki demedim tabi :D
otobüste bir kadınla tanıştım. Amerikalı aslında ama japonyada profesörmüş.günü birlik gelmiş dönüyormuş gece. Niky canım ben sana yardım ederim dedi bir vesait daha değiştirmem gerekiyordu eve gelebilmek için. Biraz deli bozuk bir kadın. yol boyunca konuştuk. Japonyaya davet etti beni osaka'ya. birbirimize iletişimlerimizi verdik.
nihayet eve geldim. jeff tabi meraklı ee anlat falan naaptın diye... ben yüzüm gözüm şişmiş bir halde beni sakın uyandırmayın sabah görüşürüz dedim ve gerisi bende yok:D daha geç uyanmayı hedeflemiştim ama biraz sabahın körü oldu sanırım ama çok acıkmıştım. Namsa dağı var hemen yakınımda. kiraz ağaçları falan. Birazdan yürüyüşe çıkacağım... ardından da bir kahvaltı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder