Bu gün hava yağışlı gözüküyordu ve ben de artık yorgunluktan baya bi sürünür aşamaya gelmiştim... Yatayım yuvarlanayım evde bir güncük ne olacak ki dedim kendi kendime... Sabah ki ona sabah denmez 12:30 da uyandım prensesler gibi... ohh... Ama buna rağmen hala yorgundum... biraz ders çalıştım ( korece öğrenmeye devam geldik bitti demiyoruz)... biraz bişeyler izledim vs saat oldu 3:30...
Jein aradı yarın akşam evlerinde yemek yiyeceğiz, organizasyon yaptık hemen. Sonrasında da tanıyor beni, yatıp yuvarlanma kalk gez acık diye bir fırça kaydı tabi... hımmm biraz apar topar hazırlanmış sokaklara düşmüş olabilirim:D
Aklımda belli bir yer yok tabi apar topar çıkınca... metroya b bineyeim bakalım kısmet nereye diye düştüm yollara... Saat 4:45 te gyeongbokgung metro çıkışından çıktım... Burası Seuldeki en büyük saray... Hani bu filmlerde vs gördüğümüz ana saray yani. 5'te kapanıyordu... almazlar herhalde diye düşündüm bi şöyle gezineyim etrafımı mantıklı bir saatte gelirim sonra gibilerinden... Ajushi'nin biri koluma vurdu, koş koş gibisinden bi işaret etti... Baktım bilet ofisi de açık,,, sonuçta ben bütün yaz usain bolt'la kapışırım diye koşuyordum şurda iki adım koşmak da neymiş... Aldım bileti, girdim içeri... Kapıları kitlediler...
Jein aradı yarın akşam evlerinde yemek yiyeceğiz, organizasyon yaptık hemen. Sonrasında da tanıyor beni, yatıp yuvarlanma kalk gez acık diye bir fırça kaydı tabi... hımmm biraz apar topar hazırlanmış sokaklara düşmüş olabilirim:D
Aklımda belli bir yer yok tabi apar topar çıkınca... metroya b bineyeim bakalım kısmet nereye diye düştüm yollara... Saat 4:45 te gyeongbokgung metro çıkışından çıktım... Burası Seuldeki en büyük saray... Hani bu filmlerde vs gördüğümüz ana saray yani. 5'te kapanıyordu... almazlar herhalde diye düşündüm bi şöyle gezineyim etrafımı mantıklı bir saatte gelirim sonra gibilerinden... Ajushi'nin biri koluma vurdu, koş koş gibisinden bi işaret etti... Baktım bilet ofisi de açık,,, sonuçta ben bütün yaz usain bolt'la kapışırım diye koşuyordum şurda iki adım koşmak da neymiş... Aldım bileti, girdim içeri... Kapıları kitlediler...
Tabi ben buralarda boş boş yazmak istemiyorum... Hiç aralara da girmiyim... Ama gezinirken buralara beni gömün gömün diye dolaştığımı da bilin...
Bu saray ve daha pek çok tarihi yapı Kore savaşı zamanında yıkılmış ya da ciddi hasarlar görmüş... O yüzden şu an gezdiğim her yer aslında yeniden ve aslına uygun olarak inşa edilmiş.
Bu alana bayıldım yaa... çok güzeldi. Ama tabi detay detay anlatamıyorum bir tur eşliğinde gezmediğim için... İngilizce konuşan bir grup olsaydı dalcaktım hemen de, hep çin- malezya falandı ve en bilmediğim sevmediğim diller... Anlamama imkan yok...
Bir sürü fotoğraf çektim... olabidiğince bol koymaya çalıştım benimle gezmiş kadar olun diye, ama tabi ki bunlar benim çektiklerimin çeyrek kadarı...
Saray'ın arka bahçesi... Çok güzel yaa...Ön bahçede kiraz ağaçları vardı ama hep dökülmüştü çiçekleri, çok kafama takmıyorum artık ama,,, namsan'da sakura'ya doydum şükür:D
Burdan hemen yandaki müzeye bir geçiş var. Ben ilk kale girişinde 3000 Won'a aldım biletimi... Aynı bileti gösterip giriyorsunuz. Ekstra bir ödeme yapmanıza gerek yok... Zaten turistlik tüm alanlar bedavaydı şimdiye kadar gezdiğim...
12 hayvanlı takvimi sembolize ediyor bu meydan...
Bu alanda da eski yapıları temsilen örnek bir köy evi var.
Burası çok tatlı bir yerdi...50'ler- 60'lar gibi bir tarih aralığını temsil eden bir sokak inşa etmişler. Eski taş plak dükkanı, berber, bakkal ne ararsanız var!!!
Acaba bir film vs için mi inşa ettiler de turistlik kullanıyorlar,,, bilemedim:(
Bu da mezar kümbetlerinin başlarında dikilen totemler...
Sarayın içinden çıktım ama şehrin her bir yanında sarayın bir parçasını görmek mümkün...
Burası da sarayın ana giriş kapısı... Ben yetişemedim ama burda eski kostümlerle askerler bekliyor kapıda...Mesaileri bitmişti:D
Yavaş yavaş king sejong meydanına doğru yürüyorum, aynı zamanda Amiral yi soon jin (lee soon sin) meydanı olarak da geçiyor.
Bu heykel/ totem ne ise artık...geçmişini bilemiyorum ama iyi dilekleri temsil ediyor... Kızceğizimiz bana elinde lotus çiçeği ile iyi dilekte bulunuyor yani :d
Bu heykel de King Sejong abimiz... Benim korece öğrenmeme sebep olan zaatı şahane... Döneminde insanların çin alfabesini öğrenmenin zorluğu yüzünden (tabi kast gibi bir sistem de var köleler okuma yazma öğrenemiyor hiç o dönemde) halkın okuma yazma oranı diye bir şey yoktu, devlet erkanı -yanbanlar/ soylu erkanı neyi dayatırsa o kadarı ile yaşamak zorunda kalıyorlardı. Bu nedenle de hiç bir şekilde kendilerini savunamıyor hiç bir konuda hak iddaa edemiyorlardı. King Sejong da döneminde 18 yıl kadar uğraşarak herkesten gizli bir biçimde kendi önderliğindeki bir grupla, insan sesleri üzerinde çalışmalar yapmış ve bu sesleri yazıma en uygun ve basit yöntemle alfabe haline getirmiştir. hangul alfabesi aynı zamanda her sesin bir karşılığı olan ender alfabelerden biridir. Ayrıca yine kendi döneminde Sejong astronomi vs ile de baya ilgilenmiş ve bir kaç buluşa da imza atmıştır. Hakkında daha fazla bilgi için haftaya salı heykelin altından girilen bir yer vardı- ama kapalıydı pazartesi olduğundan- oraya gideceğim. Velhasılı kısaca King Sejong benim kafası çalışan favori adamlarımdan biridir :D
Bu kardeşimiz de Amiral Lee soon Sin... Üç farklı romanizasyonu var adının. Ben bunu seçtim :D Japonlara karşı Turtle Ship'lerin fikir babası bir savaş kahramanıdır... (Şu an Gu family book- izliyorum da ben deli birşey:D - dizisinde bunu konu alıyorlar inceden bakalım neler olacak). Bizim İçin Barboros Hayrettin paşa ne ise Kore tarihinin de Kaptan-ı deryasıdır, Amiral lee sun sin... Ve japonlara denizlerde kök söktürmüştür yaşadığı dönemde...
Deseniz ki kendi tarihini biliyor musun sen böyle... Valla tarih konusunda elime su dökemez kimse isteyen varsa buyursun kapışalım...Osmanlı- inkılap hep 5 benim :D Orta asyayı bilem bilirim :D
Bu alana son not: Şu yerdeki metal deliklerden su fışkırtılıyor... insanlar da şıpır şıpır içinde gezinip ıslanıyor- eğleniyor, coşuyor... Ben de bir ihtimal dedim ve lacileri çektim( laciler benim su için olan delikli pabuçlar) ama nafile, yazın sadece çalışıyormuş o sistem:( ben bu suda çimemeden mi döncem ki acep???
Bol bol şehir görseli de paylaşıyorum. Şehirleşmelerini pek bir beyendim şahsen. Cloud atlas'ı izleyen var mı??? Yeni evrenimizin başkenti Seul... Herşey onun başının altından çıkıyor... Filmin de sonunu söyledim...Ohh:D
Bu da -çalışın- diyen heykel... Sanki çalışmıyorlarmış gibi :D
Şu ana kadar çektiğim alanların gece görseli de efsane oluyor... Beklemek istedim hava kararsın iki foto çekip paylaşayım... Hava da pek bi soğumuştu yemek yiyim dedim,,, bir ara sokağa girdim... Ara sokağa girdim zira ana caddelerde kore yemeği yiyebileceğim bir yer bulamadım... Teksas mutfağı- hee valla mutfağı- bile vardı... Neyse bu sokakta bir yere giriverdim.
Girerken anlamadım ama meğerse balık üzerineymiş mekan... Mekan da pek bir küçük. Karı koca işletiyor...Hanım pişiriyor, abi servis ediyor... Et neleriniz var dedim, bir yemek gösterdi tabeladan... Oluurr dedeim... Donuyordum zaten, mekan da sevimli, çıkamam hiç dışarı... Ben abi bir kap yemek ve garnitür bekliyorum... Abi getirdikçe getirdi, getirdikçe getirdi... Yiyemedim tabi ki... Teyze sen benim yemeklerimi nasıl yemezsin diye terlikle kovalayacaktı az kalsın:D Ajushi ye ye... niye yemiyorsun diyor... Ben de bizim orda bu kadar yemeği beş kişiye getirirler porsiyon'a bak sen beni ne sandın, amca ne yaptın diyorum:D
Bir diğer yandan et yemeğimiz de yahni çıktı... hay dedim ben ömrü hayatımda yahni yemem, yiyeni bile sevmem...Yine de bir tatmadan bırakmak istemedim de yinge sen ne koydun bunun içine beaa... O kadar lezzetliydi ki anlatamam. Bal, soğan falan vardı içinde. Bir de japcha yemiş olan varsa aranızda saydam ince bir pirinç noodle vardır ya hani ondan da vardı... O kadar yedim ki... çatlayacaktım nerdeyse... Yine de yemedin hiç diye bi araba laf etti amca... Yi anam yii diyen teyzelerle Konya'dayım sandım kendimi yaff :D
Çekmiş olduğum her yerlerin gece görselleri... Süper ya ışıl ışıl...
Ve son olarak bu da bu günün hasılatı... Diş macunu kutusu zemindeki... Yeşil çay aromalı... Sol baştan- gazoz- pirinç şarabı(kendisi asiti zaten ve gazozla karıştırınca pek bi tatlı oluyor) ve her gün yeni bir rengini denediğim vitaminli sular. Geldiğimden beri doğru düzgün yemek yiyemiyorum, iştahım kekik anlamadım neden... Ben de sürekli bu sulardan içiyorum... Acaba bu sular mu kesiyor iştahımı... Allahım bu bir paradoks mu???
Siz bu satırları okurken ben pirinç şarabımı yudumluyor olacağım, öpüldünüz...












































































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder