Abiii sabah uyandım bir de ne göreyim. Odamda bir kaplan var!!! Naaaasıl dedim noluyoruz la. Kalktım bi yüzümü yıkadım saçımı başımı düzelteyim diye aynaya baktım... sol yanağımda dövme... yıkıyorum yıkıyorum çıkmıyo... Ulann ben onu soju diye ne içtim anasını satiyim derken... haah!!! ne anlamadım,,, film mi?Hang mı over? izlediniz mi?
sar geri sarrr hemen... Akşam sojuya düştüğüm doğrudur. Maşallah kendisi tekila- bira-ve tat olarak da hönönö kıvamındadır. Alkol oranı olarak da bunların toplamının kare kökünün 100 e çarpımı denebilir.
Bir şişe soju ile mis gibi oldum... çok güzel kafası var yaa... Ama iki- üç... insan içinde içilmez yukarıdaki sahneyi gerçekte yaşayabiliriz valla... Yanlız içki kullananlar varsa aranızda denenmesi tavsiyemdir...Uyandığımda sanki hiç içmemiş gibiydim. Demek ki ondan korede insanlar su gibi soju tüketiyorlar da bir dirhem dert yanmıyolar... çiçek gibi içecek:D
Bu gün günü ikiye böldüm. Blog için de aynı durum geçerli çünkü zamana yazıya sığdırılamayacak anlar yaşıyorum dostum, anlatabiliyor muyum...:D
Ve işte o beklenen an...Sabah saat 7:30 da güneş'e de bir selam verelim, annyong dedim, koştum namsan dağına...
Sakuraların kalbine doğru yürümeye... gerçi ilerledikçe aslında sakuraların benim kalbimin derinliklerine yürüdüklerini anlayacaksınız.
Ve sonunda geldik Seul tower'a... Kızlar buraları sizin için yazıyorum.. Hani o dizide oğlan kızı öpüyordu ya teleferikte, gece... heh orası işte burası:D Evceğizimin güzel manzarası:D
sar geri sarrr hemen... Akşam sojuya düştüğüm doğrudur. Maşallah kendisi tekila- bira-ve tat olarak da hönönö kıvamındadır. Alkol oranı olarak da bunların toplamının kare kökünün 100 e çarpımı denebilir.
Bir şişe soju ile mis gibi oldum... çok güzel kafası var yaa... Ama iki- üç... insan içinde içilmez yukarıdaki sahneyi gerçekte yaşayabiliriz valla... Yanlız içki kullananlar varsa aranızda denenmesi tavsiyemdir...Uyandığımda sanki hiç içmemiş gibiydim. Demek ki ondan korede insanlar su gibi soju tüketiyorlar da bir dirhem dert yanmıyolar... çiçek gibi içecek:D
Bu gün günü ikiye böldüm. Blog için de aynı durum geçerli çünkü zamana yazıya sığdırılamayacak anlar yaşıyorum dostum, anlatabiliyor muyum...:D
Ve işte o beklenen an...Sabah saat 7:30 da güneş'e de bir selam verelim, annyong dedim, koştum namsan dağına...
Sakuraların kalbine doğru yürümeye... gerçi ilerledikçe aslında sakuraların benim kalbimin derinliklerine yürüdüklerini anlayacaksınız.
Temelde böyle bir alan. Park gibi organize etmişler yürüyüş egzersiz ne ararsan yapma imkanın var maşallah... İyiymiş de öyle pek hayallerimi süslemedi açıkçası... sakuralar dökülmüş:(((
Bu tarz alanlar var, sade yürüme- koşma değil aletli jimnastiğe de buyrun dediler... Paşam biz de heh ona geldik dedik, üç beş mekik attırdık kenarda:D
Dinlenme ve güneşten korunma çardakları da yapmışlar. Valla hoş bir park diye takılıyorum buralarda...
İtaewon'a çok yakın olduğu için ve her yer otel kaynıyor burada bir sürü turist ve ajumma/ajushiler spor yapmaya gelmişler. Bu koşturanlar ise amerikan askerler... o kadar hızlı koşuyorlardı ki kamerayı açana kadar gittiler, sonuncuyla yetinebildim:(
Bu slüet gibi gözüken de grand hyatt- kore aksanıyla hayattı otel. Benim de kıblem orası koredeyken... Onu bulamazsam evimi de bulamam:D
Her gördüğüm kiraz ağacının altına bi oturdum... çimdim acık... bulamazsam falan diye bir korku sardı içimi...O kadar temiz de bir havası var ki kafam da böle tatlı tatlı bir karıncalanma da olmadı değil:D
Kore halkı baya bi ilginç. Tam bir comunity people... her şey birlikte,,,her şey bir organizasyona tabi... Şirket oryantasyon seminerleri olur ya bizde otellerde vs... adamlar geldiler, ellerinde poşetler falan. Zaten tertemizdi de üç beş çöp vardı yine... onları topladılar. Spor yaptılar... ot falan bir şeyler topladılar. İki toprağa değdiler, Kafalarını topladılar ve gittiler...
Ben eve mi dönsem acep diye düşünmeye başladım zira 1 buçuk saattir sportif faaliyet içindeydim... Seul tower'a da çıkış burdan oluyor, aman gelmişken aradan çıkarayım belki bir daha gelemem dedim ve yokuşa vurdum kendimi... ama böyle 20-30 metre yürümüştüm ki, ne göreyim... Sakura!!!
Çonçonhi arkadaşlar yürüyoruz burda! Kuleye çıkış yolu olduğu için araç trafiğine de açık bu alan ama kontrollü tabi ki... Çünkü kore'de doğa- sportif faaliyet gibi durumlara çok acayip bir düşkünlük ve saygı var. Daha aksi ile karşılaşmadım hiç...
Kuleye de, vay arkadaş ne yokuşmuş diye asılırken,,, yolda ajummalar selam veriyor... foto çekiyorum, amcalar beni de çektin mi kız :P diye gülüyorlar falan... İlerledikçe sanki böyle mutluluğa doğru bi gitmeye başladı yol... sanki bir masalın içindeyim ve sanki bir masalı anlatıyorum...
* buraya konuya yazının en sonunda geri döneceğiz.
Altair de kim imiş ki dedim ya... çıktım taa en zirveye... attım seule bir kuş bakışı... gidilecek yerler, açılacak haritalar var daha... kafamı bir toparladım, elemelerimi yaptım...
Ve sonunda geldik Seul tower'a... Kızlar buraları sizin için yazıyorum.. Hani o dizide oğlan kızı öpüyordu ya teleferikte, gece... heh orası işte burası:D Evceğizimin güzel manzarası:D
Çok güzel bir yer... Güzel bir alan... tarih ile teknolojiyi harmanlamayı biliyorlar...Yoksa tabi ki burayı yıkıp yerine süper lüks bir otel ya da avm dikebilirlerdi... İnşaattan anlıyor adamlar sonuçta:D
Kulenin terasında söyle bir dinlendim az buçuk... 2,5 km kadar yokuş tırmandıktan sonra...Yüksekliği değil tabi ki bu dağın, çevresini olanan eğimli bir yol olduğu için mesafe uzun sadece...
Bu kilit muhabbeti- inanışı italyada , almanyada falan da var ama burada baya bir ilgi yoğun. Kilidin üzerine sahip olmak istediğin ya da sevdiğin kişinin adını yazıp kilitliyorsun. Umuyorsun ki hep senin olur, seninle olur...Ben tabi kilit falan getirmedim, yanımda hangi kilidi getirebilirim ki kendimi buraya asabilmek için...İstemiyorum geri gitmekkkk yaaaa diye:D
Yine yeni bir aromalı su ile karşınızdayım... bu egzersizimize de lime mojitolu yeşil çay aromalı su eşlik etti...duyurulur!!!
Her dökülen yaprağın yanına bir oturdum, her sakuranın altında ben... 6 saat kadar sürdü sakuralarla olan birlikteliğim diyeyim halka açık bir ortamda... anlayınız chuseyo...
Eve geldim mis gibi bir duş üzeriyine deneysel ramen bokki... tatlı acı bir sosu vardı ama süperdi beah...Havanın güzelliğini farketmişsinizdir... Elbise giydim çok mutluyum... yaz geldi nihayet. Bir ihtimal gangnam'a mı gitsem diyorum bu gün...
Bu günlük blog burada sona erdi...Okuyucularım artıyor da artıyor çok eğlenceli birşey bu:D Okuyun anacım sizin için yazılarımız, gezilerimiz sürecek...
Ve şmdi ''* buraya konuya yazının en sonunda geri döneceğiz'' kısmındayız... burayı okuyandan yorum ve biraz interaktivite bekliyorum... sonuçta ben de kalbimdeki sakuraları paylaşıyorum...
Bu ajummayı ve kucağında yatan ajushiyi görünce biraz biraz kafamda oturmaya başladı... Hele dönüş yolundayken ben, ve onlar da istifini hiç bozmamışken çok da emin oldum. Ne üzücüdür ki teknoloji ne kadar gelişse de kameralar hislerinizi de çekemiyor. Gözlerini de tek başına önemsiz... Önemli olan gördüğünüzü hislerinizle beyninizde birleştirdiği o an....
Mekanın ambiansı, büyüsü ne kadar güzel de olsa fotolarınız aynı etkiyi veremiyor. Kendimi bir masalın içinde gibi hissediyordum ben. Ve ben katiyen romantik biri de değilimdir bilen bilir... Ama neden kore sinemasından bu kadar etkilendiğim ya da neden senaryolarını dramatik bulduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Bir masal anlatmak için bir masal yaşamak lazım-dı bence ve sanki birşeyler anlatmak istediğimi hissettirdi bana bu gün. Bu teyze belki de kucağında henüz kaybettiği kocasına daha sıkı sarılıyor olabilir, onunla ilk tanıştığı anı, ilişkilerini düşünüyor olabilir... Bunu flashback'ler olarak görebiliriz yada sondan başa dönen bir hikaye olarak da kurgulayabiliriz... Birden eve gidip sadece senaryo mu yazsam diye düşündüm. Sinema sektöründe olmam senaryo yazarıyım anlamına gelmesin... hiç de kabiliyetim yoktur yazmak ile ilgili... En çok izin yazısı/ dilekçe yazarken başarı göstermişimdir, düzeltin geri getirin demezler yazıyı ben hazırlarsam :D Velhasılı kelam, sadece sabah yürüyüşüne çıkmış olaylardan bir haber dinlenmekte olan çiftimizi sadece sırtından görmek suretiyle kafamda bir anda çakan şimşek idi bu mekanın bana yaşattığı... bir de asıl hikayelerini dinlediğimi düşünün... İnsanlara farklı gözle bakmanızı sağlıyor burası, farklı hikayeler düşündürüyor sıcak ve samimi... Oysa ki artık gündüzleri uyanmak bile zor gelmeye başlamıştı, insanların tahmin edilebilirlilikleri gün geçtikçe ve arttıkça istanbulda... Anlatamadım kimseye, anlamadılar... sadece yaşamaya geldik hepimiz eşit ve aynı olarak... İstanbuldaki huzursuzluğumu buraya taşımak istemiyorken ben, şu anda burdaki huzuru nerelere götürebilirim acaba diye düşünüyorum...Allahım romantik oldum:(







































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder