bu gün sabahki sarma çılgınlığından sonra( efsane oldu hah!!!) accık uyuyup bi kendime geldim... Kollarım koptu, o neydi ya öyle sar Allah sar kimse de yardım etmiyo... Osmanlı mutfağı tam bir delilik... Bence kadına şiddet sarma sardırılarak başlamış...
Burda baya bir hayat kuruyorum haberiniz yok... Uyurken camı açık bırakmıştım. Mahallede de her evin bir bahçesi var küçük de olsa ve pazar olmasından dolayı da sanki adet haine gelmiş gibi her bahçede bir barbekü partisi hali var.Tatlı tatlı konuşuyor masa hazırlıyorlardı ve ben uykumun arasında mahallelinin konuşmalarını duyuyordum. Hiç araç sesi vs yok sadece oyun oynayan çocuklar ve sofra kuran aileler... Çok tatlı ya... Eskiden olurdu böyle mahallede sessizlik içinde hayat sesleri diye dinlerdim gündüz uykularımın arasında...Ben evden çıkarken de devam ediyordu organizasyon,,, foto çekmek isterdim ama rahatsız da etmek istemedim açıkçası insanları... Ama haftaya olursa hiç kaçırmıycam dalcam içeri... Bizde de tanrı misafiri diye birşey var canım...
Bu günkü gezentilerime gelince...bomba gibi bir blog geliyor hemen ikaz edeyim pek bi formumdayım.
Seulde metroyla gidemeyeceğin yer yok ve sürekli olarak birinden diğerine aktarma yapabiliyorsun vee tabiki de beleş... Hal böyle olunca tam bir fındık kurdu oldum bu gün çat oraya çat buraya gittim metroyla... Seul belediyesi muhtemelen gıcık olmuştur bana; beleş de dediysek... hayır! kızım sen Arap mısın???
Dongdemun'a tekrar gitmek istedim bu gün,,, geçen gidişimde tamamını gezememiştim bir de dongdemun'un olayı akşam imiş...Öyle demişti jein... Tam bindim metroya bir grup genç ellerine kaykaylar... takıldım peşlerine...(alenen takip ettim ama aramızda...) sonuçta bir organizasyon var belli ve ne kadar kötü olabilir ki... Gittik Kore üniversitesine...
Ben tabi kapıya yaklaşınca yıkıldım beni almazlar kesin...Sonuçta suratımda yazıyo yani yabancıyım:D
Dönsem mi geri falan derken bir de baktım kapı sonuna kadar açık ve güvenlik falan da yok. Çat daldım içeri...
Burda baya bir hayat kuruyorum haberiniz yok... Uyurken camı açık bırakmıştım. Mahallede de her evin bir bahçesi var küçük de olsa ve pazar olmasından dolayı da sanki adet haine gelmiş gibi her bahçede bir barbekü partisi hali var.Tatlı tatlı konuşuyor masa hazırlıyorlardı ve ben uykumun arasında mahallelinin konuşmalarını duyuyordum. Hiç araç sesi vs yok sadece oyun oynayan çocuklar ve sofra kuran aileler... Çok tatlı ya... Eskiden olurdu böyle mahallede sessizlik içinde hayat sesleri diye dinlerdim gündüz uykularımın arasında...Ben evden çıkarken de devam ediyordu organizasyon,,, foto çekmek isterdim ama rahatsız da etmek istemedim açıkçası insanları... Ama haftaya olursa hiç kaçırmıycam dalcam içeri... Bizde de tanrı misafiri diye birşey var canım...
Bu günkü gezentilerime gelince...bomba gibi bir blog geliyor hemen ikaz edeyim pek bi formumdayım.
Seulde metroyla gidemeyeceğin yer yok ve sürekli olarak birinden diğerine aktarma yapabiliyorsun vee tabiki de beleş... Hal böyle olunca tam bir fındık kurdu oldum bu gün çat oraya çat buraya gittim metroyla... Seul belediyesi muhtemelen gıcık olmuştur bana; beleş de dediysek... hayır! kızım sen Arap mısın???
Şu fotoyu bir ekleyeyim hemencik...Ben gelmeden önce bir savaş çıkacak söylentisi ortalıkta dolaşıp duruyordu bilmem hala daha devam ediyor mu...Burda metroda bir video gördüm ki evlere şenlik baya pis dalga geçiyorlar kuzeyle ve ''aslında birlikte mutlu da olurduk da neyse''ye getiriyorlar lafı... Ama ne olur ne olmaz iye tedbiri de elden bırakmamışlar... Metroda bir sürü bu tarz acil durum maske dolabı var... Olur kimyasal bir saldırı falan olursa diye...
Dongdemun'a tekrar gitmek istedim bu gün,,, geçen gidişimde tamamını gezememiştim bir de dongdemun'un olayı akşam imiş...Öyle demişti jein... Tam bindim metroya bir grup genç ellerine kaykaylar... takıldım peşlerine...(alenen takip ettim ama aramızda...) sonuçta bir organizasyon var belli ve ne kadar kötü olabilir ki... Gittik Kore üniversitesine...
Ben tabi kapıya yaklaşınca yıkıldım beni almazlar kesin...Sonuçta suratımda yazıyo yani yabancıyım:D
Dönsem mi geri falan derken bir de baktım kapı sonuna kadar açık ve güvenlik falan da yok. Çat daldım içeri...
Bu alana kadar gezdim gezdim... kocaman kampüs sonuçta... Bir güvenlik çeker saçımı şimdi diye tedirgin bir şekilde...
Hayır geziyorum dolanıyorum, hacım ne yaptın diyen yok... Farkettim ki kampüste güvenlik görevlisi yok. Öğrenciler, halk birlikte takılıyorlar... insanlar fotoğraf çekiyor falan, o tarz...
Bu da bir grup öğrenci koro gibi dizilmişler, yanlarında da küçük bir hoparlör. Çalan müzik eşliğinde şarkı söylüyorlar... tam anlamadım tabi sözlerini ama anladığım kadarıyla dünya bizim, mutlu olalım falan diyorlardı...Yanlış sizin söylediğiniz; bütün dünya buna inansa, birlik olsa, hayat bayram olsa...'dır onun doğrusu... Öğrencisiniz maden doğrusunu öğrenin dimi ama:D
Ben güvenlik yakalayacak beni falan diye tedirgin tedirgin takılırken bir amca farketti beni... Belli öğrenci değilim, koreyli hiç değilim... Bana doğru yürüdü... yanımdan geçti... Sap gibi kaldım...Yabancıyım diye beni kırmamak için muhattap olmuyorlar birazda hem gelse yanıma ne diyecek ingilizce bilmiyor muhtemelen... Hiç karışmıyorlar öyle olunca. Ben olsaydım o amcanın yerinde gelir bi naaptın? derdim:) Biraz da ciddi dururdum... Aklını alırdım, yeterdi de:D
Okul okul değil sayar yavrusu sanki canına yandığımın diye saydırıyorum bir yandan içimden...diğer yandan da yine bir ormanın içinde olduğumuzdan oksijen çarptı, kafam uçuşta:D
Burası da üniversite hastanesi... Alın dedim ya beni içeri...Ne lazım, atlıyım mı merdivenden...burda kalayım bir müddet nollur ajushi...:D
Şaka bir yana da yani İstanbul Üniversiteliler bilir, bi fakülteden ana kampüse girebilmek için bir yanlarımızı yırtardık - ki biz iletişim fakültesiydik, etliye sütlüye karışmazdık- rektörlük de bunu pek ala bilirdi... Yine de kimliğini unut falan yandın ki ne yandın...Hele o azman güvenlikler... hayır da sizin havanız kime, güren de merkez bankasını falan koruyorlar sanır,,,öğrenci milleti hepten sinirlenirdi... Neyse binaysa bina, alansa alan, okulsa okul... neyi kimden koruyoruz ki demişler açmışlar tüm kapıları...
Bir gerçek de var ki buradaki insanların daha birbirlerine bağırdıklarının dahi duymadım ben(tabi ki bu hiç olay olmuyo demek değil ama orantısal olarak az olduğu da bir gerçek), öğrenciler ders falan çalışıyo, tatlı tatlı takılıyo... Acap yüksek lisans falan mı yapsam okusam ya la ben burda dedim, sonra bi durdum düşündüm...şimdi ben bu bebeleri örgütlerim, önce dersi kırarız, sonra oğlanlara falan sataşır, kafalarına dal atarız, okulda sıralara yazı yazarız, top oynarken cam kırarız... ne biliyim kanımızda ki haytalık parayla değil...
Gezinirken ben kampüste, eski tarz bir ev gördüm. Kampüs dışında... özel mülk belli... Bi bakındım etrafıma nasıl girilir ki buraya acep. Priket duvar alçaktı... Atlasam mı ki üstünden dedim... Sonra da dedim ki hayır bir araba olsaydı burda, aküsünü çalardım, öyle de olunca priketleri kırardım. Ama aküyü çalamadığım için priketleri kıramadım... Hayır priketleri kırsaydım aküyü çalamamış olurdum:D Nihayetinde sadece fotoğrafla yetinebildim...
Okuldaki binalar ve estetik kaygılar bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor...
Ahanda eylemci mi gençlik dedim heyecanlandım da,,, bu gün kredili ders başvurusu mu ne varmış, onun uyası yazısı bu ...
Çıktım okulun terasına, Babam mı Altair benim dedim, baktım Aman semalarına... nereye gitsem acaba...
*Aman üniversitenin bulunduğu bölge...
Dongdemun'a döndüm tekrar... Bu surlar da yine çekim mekanı olarak kullanıldı tabi bilen bilir... Ama her iki yanı da yine park halince ve çılgın kore gençliği pazarlar mesire alanlarında spor yaparken görüldüler... tarafımdan!
Ben tabi gezdiririm kendimi,,, ayaklarımın gönlünü alıyorum arada fotosunu çekerek:D
Seul sen mi büyüksün ben mi büyüğüm... yani şunu havaalanından çıkınca yapcaktım da beni iki dakikada paketledikleri için hem fırsat bulamadım, hem de haydarpaşa gibi bi şehir manzarası da... Haliyle bu da çalışır sanki:D
Burası da yine bir sportif faaliyet alanı... Ben tabi attım baca bacak üstüne, nam nam pirinçten yapılan süper acı lokmalarımı yiyerek izledim insancıkları...
Burası dongdemun'un avm'si... Korede bizim anladığımız türde pek avm yok... daha çok bşk çarşı kafası binalar var...
Hediyelik eşyacılar... fast food ajummalar... herkes dongdemun'da... Gee gerçekten çok hareketli oluyormuş burası... Bu yukarıdaki sosis'e sarılı kızarmış patates... Denemek istedim ama akıllara zarar... tadı kötü değildi ama atmak zorunda kaldım...
Şu hayvancağız neyin nesi bilmiyorum ama pet şişelerden yapmışlar ve kocaman da birşey...Dongdemun natural park'ın girişlerinden birinde duruyor!
Natural & historical Park...Parkın devasa bir özelliği yok... Garip bir mimarı yapısı var, enteresan ve çok da beğendim.... Olayı şu: Çimenlik alan olarak gördüğünüz yer aslında tarihsel olarak çok eskiden sahip oldukları toprağı taşları vs minyatürel alanlarda yeniden yaratmaya çalışmışlar... Özerine de bonzailer falan ekmişler... Yine kafa dinlemelil bir ferah alan elde etmişler şehrin göbeğinde...
Bu haytalar da benim oyun arkadaşlarım... Koreye geldiğimden beri en uzun bu bebişlerle korece konuşabildim... Çouk olunca tabi kafaları rahat... Anaları babaları da salmışlar çocukları Natural&historical parka kenarda takılıyorlar... Ya insanlar ne garip, ne rahat... Bizde olsa böbreğindeki taşına kadar alırlar... valla burda baya herkes çok kendi halinde...
Işıl Işıl Dongdemun... Bir yanında tarih var, bir yanında koşuşturan kore- koreliler...İlk geldiğimde neymiş ki burası demiştim içimden ama bence insanlar da bu tarih ve yenilikçiliğin bir arada olmasını seviyor ve gece gündüz Dongdemun'u canlı tutuyor...
Nehrin kenarında millet koşsun, ben yemek yiyim:D
Bu nehir de aslında yapay bir alan... Eskiden burda dükkanlar varmış... Zaten Dongdemun'un bir kısmı Karaköy- mahmutpaşa gibi ne ararsan ucuz'a bulabileceğin dükkanlarla dolu bir çarşı pazar alanı... Diğer bir kısmı da avm, sosyal alanlar ve parklarla...Neyse belediye dükkanları satın almış ki o dönemde çok olaylı olmuş işlemler. Halk istememiş dükkanını satmak, eylemler falan olmuş ama bir şekilde belediye istediğini elde etmiş... Sonrasında bu nehir ve yürüyüş alanını kullanmamışlar tepki olarak ama artık unutulmuş herşey ve insanlar mutlu mutlu geziyorlar nehir kenarında...
Bu fotoyu nörd kore gençliğini göstermek için koyuyorum... Metroda, yolda, herkesin elinde bir telefon çat çut ne yazıyorlar bilemedim...Metroda telefon çekiyor ve wi-fi de var beleş, dikkatinizi çekerim:D
Eve gelirken İtaewon'da nihayet ilk kebap/dönercimle karşılaştım... Türk müsün hacı dedim, india abla dedi:D Hadi bee derken bi çevirdim kafamı, Kervan Triditional Turkish Restourant... Gidip yoğurt mu istesem biraz, sarmanın yanına:D
Sabah koşuda gördüğüm Amerkalı askerleri görüyorum sürekli olarak... Ben görünce gülümseyip selam veriyorlar,,, ben de etrafıma bakıyorum bana mı yav acep başkasına mı diye... Ama banaymış :D Alyküm selam o zaman kanka, ne diyim:D
Artık o kadar yorulmuştum ki, eve yürüyecek halim kalmadı,,, ayaklarım şişti yaff...Çıkardım ayakkabılarımı öyle yürüdüm...Yazık çok seviyorum korelileri işte bu yüzden... Ben öyle yalın ayak yapalak yürüyorum... Beni farkediyorlar biliyorum da ama dönüp bakmıyor kimse... İçlerinden ne düşünürler bilemem ama insanlarda öyle bir hal var... Gözlerini dikip sana bakmıyor hiç kimse...
Eskilerden bir şarkıyla bitireyim günümü... yorgunluktan klavye üzerinde zaten kafam yanlayarak yazıyorum...
Geri dönmek inan içten değil.
Hani var ya tutamazsın kendini...
hatırladınız demi... işte kafamda dönüp duran fikirlerin kısa özeti ektedir. Öpüldünüz...






































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder