26 Nisan 2013 Cuma

Age of seul

sizin daha gün yeni başlıyor dediğiniz saatler ama ben şu ulvi görevimi yerine getirip yatayım diyorum...
** ulvi: soju partisi öncesi blog yaz kurtul... millet seni uyuyor sansın!

Ve en sonunda bir telefon hattı edinebildim. Telefondan internete bağlanmak ne güzel bir şeymiş yahu... İnanır mısınız bunun keyfi başka bir şeyde yok. O an itibariyle seul benim için bitti. Daha kim tutabilir ki beni... sınırsız gps keyfi:D
Bu gün nihayet günlerden sonra Jein ile buluştuk... aman ne gezindik, ne gezindik... Sokak sokak çizmeye çok üşendim. Çember içindeki biziz... dışında hiç olmadık ki deyip bir harita daha açalım...

yani bu çemberin içini defalarca turladık... Ben ki yol ezberleme konusunda iyiyimdir. Artık neredeyiz diye sormaya başlamıştım. Zaten ayaklarımla aram hepten açıldı bu yürüyüşlerden dolayı...


1. Geleneksel ilk metroya binme organizasyonunu! bu gün törenler eşliğinde açtık. Akbil/kart-ımızı da aldık. 10.000 won attım içine bonkörlükten. Nihayetinde takılırım ya metroda... gencim nolcak gibilerinden:D
İlk girdiğimde ciddi bir ifadeyle yüzümde, bakınıyorum etrafa... garip de bi havam var, böyle turist değili ben burda hacı sonuçta 3. günüm... yerlisiyim havaları... İçimden de - Anammm kocaman ya la bu cihaz- diye feryatlar,,, Nolcak benim bu alet edevat şaşkınlığım!



Güne dongdaemun (doğu kapısı demek) ile başladık... Korede 4 adet giriş kapısı var... Tarihi dönemlerden- şehir kapılarından bahsediyorum. kuzey- güney- doğu- batı...Kıvanç burda yok uyandırayım da ben! Ya bi an çirkin bir espri yapasım geldi nolur sallamayın:D 
Ben tabi metroya da ilk kez binecek olmanın gerginliği bir de aktarma yapmam lazım İtaewon'dan geliyorum boru mu?- sanırsın beylikdüzü- evet kaptırıyorum bazen olaylara kendimi... sabah 9:15 de çoktım evden ki 11 de jein ile buluşabileyim dongdeamun'da. Eee kaybolurum falan, çok da uzak sayılmaz en kötü yürürüm dedim, riskleri de düşündüm zira hala bir telefon hattım yoktu o esnada... Çıktım bindim metroya. Arkadaş dalga mı geçiyorsunuz benle dedim 4. dk da aktarma için diğer hatta geçerken. Öyleydi böyleydi derken 10 dk içinde vardım buluşma kapsına, Saat 9:30... Afedersiniz de bi yerlerim dondu tabi 1buçuk saat beklerken :d   



gezindim etrafta birazcık... Üstteki fotoda bir güvenlik görevlisi- bekliyor- ki tüm gün aynı yerde mi yoksa bir zaman dilimi kadar mı orda beklemesi lazım bilemedim. Ne boş durcam arkadaş demiş şınav çekiyordu... Gerçekten kafayı egzersiz ile bozmuşlar yaffff...



Ve sonunda koresel atıştırmalıklar... Alttaki ajummadan pirinç birşeysi aldım... Marshmellow kafası süper tatlı birşeydi...


Tüm gün tıkındık yaa patlamak üzereyim zaten. Bu da kimbab ve yine kimbab gibi ama yumurtalı birşey. Artık isim eberlemeye kafa yormuyorum zira kimsede yok öyle bir kafa... Bardakta da ondog mu demişti jein ne öyle birşeyin suyu. Detaylandıralım. Bu ondog denen şey- adı buna yakın ama farklı olabilir- japonyadan gelen bir mantı gibi balık içeren bir yiyecek. Haşlamak suretiyle de tüketiliyormuş. Ve fakat koreye geldiğinde (geliş aşamalarına hiç girmeyeyim istilalar, savaşlar) koreliler bunun sadece haşlama suyunu beğenmişler ve kimbab'ın yanına katık etmişler.


Ayrıca çok da güldüm... Kimbab yediğimiz yerde deli gibi bir sıra vardı... bekledik vs ve yukarıdaki kadar yiyeceğe 5000 on verdik. Jein anlatmaya başladı... sır bunu yemek için yurt dışından gelenler var evdeki gibi olmuyor, sosu özel ve sürekli aklında kalıyor, yemek istiyorsun hep diye... Sonra durdu; ama ne para kazanıyordur bu mekanda haa!!! dedi... allahım çok güldüm... asimilizasyonun da öylesi...  Jein de artık bizden biri:D böyle 5000 wondan 100 kişi gelse günde dedi kadın ya...


Bu da hemen akabinde ve detayında farklı bir yemek denememiz. Ajummalar parçalayacaktı bizi:D yanına da pirinç şarabı içtik:D

Haa bu arada sadece ipek böceği'ni yiyorlarmış. Ajumma dene bir dedi. Ama ben o konuda ajummaya da jeine de kendimi açıkça ifade ettiğime inanıyorum. At yerim ot yerim, yeri gelir çiğ et yerim ama ben kendime böcük yedi dedirtmem...:D E bi baktılar tabi; nasıl? diye...:D




Burası jongmyoshrıne... sehrin göbeğinde bir saray uzantısı... Saray değil ama... biz kafamıza göre freestayl takıldık pek dinleyemedim rehberi ama törenler için kral ve ailesini hazırlandığı ruhani bir alan dedi... Baya bi yeme, içme, giyinme, tören anlatıyordu da biz pek ilgilenemedik, sorry...


ahh hatırlayamadım tam korecede nasıl deniyor... temelde padişahım boynumuz kıldan ince... affedin diye feryatlar ediyordu jein... evet ruhani falan demedik çok şımardık:D


Bu da jein'in ricası... eller boş durmayacak... Koreli gibi fotoğraf çekineceğiz... 


Jongmyoshrıne'in skünetini anlatmaya söz yetmez... aşırı derecede sade bir yapı olmasına rağmen gerçekten huzur veren bir atmosferi var.


 Jongmyo çıkışında ilginç bir parka girdik. Deli gibi kalabalık. Her bir yanda ayrı bir aktivasyon ve hep yaşlılar için. Rehabilite ediyorlar. Ağrıyan vücutlarını nasıl esneterek ve ovalayarak rahatlatabileceklerini gösteriyordu genç spor hocaları...

Bu fotoyu Evrimsan için çektim... ajushilerde bir go çılgınlığıdır almış yürümüş. Havayı da güzel bulan taşlarını almış parka koşmuş...

Tüm herkes go oynuyor ve bu sadece oyuncuların kadrajıma sığan bir kısmı...



Bu üstteki de Starbucks. Dünyada ilk kez Starbucks bir ülkede latin alfabesi dışında/ farklı bir dilde tabela kullanmış. Nedeni tabiki para da neyse... Bu cadde geleneksel ürünlerin olduğu turistlik bir alan ve Kore hükümeti hiç bir dükkan'a korece harici tabela kullandırmıyor... bu yüzen de altta ufak harflerle tabi turistler anlasın diye ingilizce adları bulunsa da ana tabelalar hep korece...






Jongmyoshrine nin farklı bir kaç fotoğrafı... o kadar da boş beleş takılmadık... Kameramız hep çalıştı:D




Yine aynı turistlik sokakta bir hediye çarşısı/ art galery... Garip biraz herşey iç içe ve tabi ki çok pahalı...


İş çıkış saatinde seul metro... ben anladım... yer altına bir sürü tünel yapmışlar... insanlar hep orda, ben de diyorum kimse yok sokaklar hep boş, nerde bu hızlı ve öfkeli gençler...trenler -tüneller - yeraltı çarşıları- hepsi birbirine bağlı... pek de sokağa çıkmaya gerek yokmuş:D
Burası eve dönüş yolum üzerindeki yeni hayalerimin evi... Abi İtaewonda millet ne zengin... Nerden geliyor bu borunun suyu... kaçılın da bir de bir iki çanak dolduralım. Şu bahçede koşturalım ey ahali :P



Ya bu iki foto'nun benim için çok büyük bir anlamı var. Şöyledir efenim... Ben tüm gün sokaklarda it gibi gezindikten sonra eve yürürken çok yorulmuş oluyorum. Beynim bir patates püresi kıvamında ve aynı IQ seviyesinde oluyor doğal olarak... Velhasılı ısrarla kayboluyorum son düzlükte ve sokakları birbirine bağlayan bir merdiven var, her seferinde oraya oturup karşıya bakıyorum. Karşımda Namsan tower var. Ve ben kendimi ikna ediyorum. Şurda iki dk kestirsem tüm enerjimi toplar evi de bulurum diye... Yine öyle bir andı ve paylaşmak istedim. Sonra ne mi oldu?  Artık telefonum çalışır halde olduğundan çat yazdım evin adresini- yol tarif et dedim ve 2 dk sonra evdeydim. Allahım telefonumsuz bazen bir hiç olabiliyorum.


Bu günün hasılatı yukarıdadır... kitap aldım okuma hızım artsın diye, hangıl mug da jein'in hediyesi... Korece tabelası olan starbucks'ın özel üretimiymiş. Ben sojumu yuvarlarken siz de bu satırları okuyunuz...

Son oyuncağım... Türk dondurmacısı ve ben. Çocuk koreli... üç beş kelam da türkçe biliyor... Nasılsın- buyrun falan... Konuştuk biraz. Baktı olcak gibi değil  jeine korece sorular sormaya başladı nereli bu kız kaç yaşında vs. Çat diye cevap verdim korece dondu kaldı:D Evladım biz yiğidin harman olduğu yerden geliyoruz diyecektim ki benim de korecem oralara çıkamadı... diyemedim ya lan:D

Kendime not: yarın da namsan dağına çıkmazsam o sakuralar dökülecek ve kendimi ağlatmak zorunca kalacağım. Bilmem açık bir dille ifade edebildim mi?

안녕-Annyong



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder