Son on gündür yazmıyorum... yazamıyorum, zira son günlerim diye sokak çocuğuna döndüm, sokaklarda dolanıp duruyorum ve ne ara uyuyup ne ara uyanıyorum ben bile farkına varamıyorum...
Fotolarla birlikte son on günümü ve ayrıca edindiğim izlenimleri vs artık istanbul'da kendi evimde ballandıra ballandıra yazacağım ama, bu gece bir iki kelam etmeden vallaha bırakmam psikolojisine de girdim diğer bir taraftan :D
Getirdiğim kıyafetlerin vs çoğunu attım diyebilirim zira evimi soju cennetine çevirebilmek için baya bir yer açmam gerekiyordu valizde... umarım havaalanında çıkartmazlar,,, daha bunun bir de freeshop faslı olacak ki ben ne menem acı bir kuvvete sahipmişim anlayacağız yarın... velhasıl tüm yazın stoğunu tamamlayacakmışım gibi duruyor.
Zaten seul'e geldim geleli bir romantik oldum ki sormayın... hayvanlıktan insanlığa geçiş mertebemde sakuraların da eşliğiyle, çeşitli törenlerle tamamladı. Çiçek gibi hanım hanımcık bir ''bebiş hanım'' oldum, bakalım İstanbul beni kaç günde kendine benzetecek...
Ama üstteki paragrafta herhangi bir insan oğlunun parmağı yoktur zira ''Kore ve insanları'' diye bir bölüm yazacağım ki okuduklarınıza inanamayacaksınız... Az sonra:D
O denli kavram ve kültür karmaşası içine düştüm ki anlatamam. Şu an bir tane cümle kurabilmek için türkçe ile başlayıp, ingilizce ile kıvama sokuyorum ve korece ile de bitiyor... ben sadece korece konuşmak isterken ulenn kıza bak çok acayip ingilizce konuşuyor iki kelam edelim de pratik olsun diye o korelileri de kınamadım değil içten içten..
Kötü yazı dilimden dolayı hemencecik bir özür diledikten sonra, ana dilime dönebilmek için son iki gündür sezen aksu ve Leyla the Band' a vurdum kendimi ne yalan öyleyim... Ama damar damar derken topyekün bir depresyona gircem galiba... Zaten mutsuzum, geri dönmek istemiyorum...
Neyse uçak sabahın köründe detayları sonra geçerim... Öpüldünüz...
P.S Ütopya bence seul'e türk halkını yerleştirmek olabilir... evet!!!
Fotolarla birlikte son on günümü ve ayrıca edindiğim izlenimleri vs artık istanbul'da kendi evimde ballandıra ballandıra yazacağım ama, bu gece bir iki kelam etmeden vallaha bırakmam psikolojisine de girdim diğer bir taraftan :D
Getirdiğim kıyafetlerin vs çoğunu attım diyebilirim zira evimi soju cennetine çevirebilmek için baya bir yer açmam gerekiyordu valizde... umarım havaalanında çıkartmazlar,,, daha bunun bir de freeshop faslı olacak ki ben ne menem acı bir kuvvete sahipmişim anlayacağız yarın... velhasıl tüm yazın stoğunu tamamlayacakmışım gibi duruyor.
Zaten seul'e geldim geleli bir romantik oldum ki sormayın... hayvanlıktan insanlığa geçiş mertebemde sakuraların da eşliğiyle, çeşitli törenlerle tamamladı. Çiçek gibi hanım hanımcık bir ''bebiş hanım'' oldum, bakalım İstanbul beni kaç günde kendine benzetecek...
Ama üstteki paragrafta herhangi bir insan oğlunun parmağı yoktur zira ''Kore ve insanları'' diye bir bölüm yazacağım ki okuduklarınıza inanamayacaksınız... Az sonra:D
O denli kavram ve kültür karmaşası içine düştüm ki anlatamam. Şu an bir tane cümle kurabilmek için türkçe ile başlayıp, ingilizce ile kıvama sokuyorum ve korece ile de bitiyor... ben sadece korece konuşmak isterken ulenn kıza bak çok acayip ingilizce konuşuyor iki kelam edelim de pratik olsun diye o korelileri de kınamadım değil içten içten..
Kötü yazı dilimden dolayı hemencecik bir özür diledikten sonra, ana dilime dönebilmek için son iki gündür sezen aksu ve Leyla the Band' a vurdum kendimi ne yalan öyleyim... Ama damar damar derken topyekün bir depresyona gircem galiba... Zaten mutsuzum, geri dönmek istemiyorum...
Neyse uçak sabahın köründe detayları sonra geçerim... Öpüldünüz...
P.S Ütopya bence seul'e türk halkını yerleştirmek olabilir... evet!!!


















































































































