23 Mayıs 2013 Perşembe

last night in seul!!!

Son on gündür yazmıyorum... yazamıyorum, zira son günlerim diye sokak çocuğuna döndüm, sokaklarda dolanıp duruyorum ve ne ara uyuyup ne ara uyanıyorum ben bile farkına varamıyorum...
Fotolarla birlikte son on günümü ve ayrıca edindiğim izlenimleri vs artık istanbul'da kendi evimde ballandıra ballandıra yazacağım ama, bu gece bir iki kelam etmeden vallaha bırakmam psikolojisine de girdim diğer bir taraftan :D
Getirdiğim kıyafetlerin vs çoğunu attım diyebilirim zira evimi soju cennetine çevirebilmek için baya bir yer açmam gerekiyordu valizde... umarım havaalanında çıkartmazlar,,, daha bunun bir de freeshop faslı olacak ki ben ne menem acı bir kuvvete sahipmişim anlayacağız yarın... velhasıl tüm yazın stoğunu tamamlayacakmışım gibi duruyor.

Zaten seul'e geldim geleli bir romantik oldum ki sormayın... hayvanlıktan insanlığa geçiş mertebemde sakuraların da eşliğiyle, çeşitli törenlerle tamamladı. Çiçek gibi hanım hanımcık bir ''bebiş hanım'' oldum, bakalım İstanbul beni kaç günde kendine benzetecek...
Ama üstteki paragrafta herhangi bir insan oğlunun parmağı yoktur zira ''Kore ve insanları'' diye bir bölüm yazacağım ki okuduklarınıza inanamayacaksınız... Az sonra:D
O denli kavram ve kültür karmaşası içine düştüm ki anlatamam. Şu an bir tane cümle kurabilmek için türkçe ile başlayıp, ingilizce ile kıvama sokuyorum ve korece ile de bitiyor... ben sadece korece konuşmak isterken ulenn kıza bak çok acayip ingilizce konuşuyor iki kelam edelim de pratik olsun diye o korelileri de kınamadım değil içten içten..
Kötü yazı dilimden dolayı hemencecik bir özür diledikten sonra, ana dilime dönebilmek için son iki gündür sezen aksu ve Leyla the Band' a vurdum kendimi ne yalan öyleyim... Ama damar damar derken topyekün bir depresyona gircem galiba... Zaten mutsuzum, geri dönmek istemiyorum...
Neyse uçak sabahın köründe detayları sonra geçerim... Öpüldünüz...

P.S Ütopya  bence seul'e türk halkını yerleştirmek olabilir... evet!!!
  

14 Mayıs 2013 Salı

gez seul, gör seul...

Ah canlarım...siz bu yazıyı okurken ben çok uzaklarda olacağım...zira ktx ile yani hızlı trenle busan'a gidiyorum...Vallaha hep sizin için, hep okuyasınız diye...iki gün önce jeonju'ya gitmiştim de unu yazıya dökmek pek bi zor zira 200 tane paylaşmayı düşündüğüm foto falan var...mesaisi uzun anlayacağınız... dün yaptıklarımı paylaşayım...
Efenim kalan son on günüm olması beni biraz gerdi...hala gitmek isteyip de gitmediğim yerler var sonuçta...dün için altın vuruş diyebiliriz:)))
Her şeyden önce çıktım yine namsan dağına...zira süper bir rahatlama ve spor alanı...Ama işte bi de gaza gelmesem mi ben...bir tur yürüyüş...bir tur koşu...bir de seul  tower'dan medeniyete kuş bakışı derken...2 buçuk saatlik sportif aktiviteyle kendimi biraz parçaladım.
Sonrasında evime yakın diye düştüm yollara war museum'u görmeye...tam görmek de denmez zira kapalıydı pazartesi olduğu için...bahçesinde falan takılım kısaca ama önce; şu aşağıdaki caddeyi yürümek suretiyle ulaştım war museum'a... çok da bi Çankaya kafası...bir de 50m de bir polis var...hop la noluyoruz??? Yolun her iki yanı da Amerkan üssü ama yol boyu da Güney kore bayrakları...biraz yaman bir çelişki :)))




Derken efenim az gittim uz gittim geldim savaş müzesine.







 Bu Mermi göreselindeki anıtın içi...şair burda her bir merminin insan ne kadar çok insanı harap ettiğini göstermek istemiş...






Aslında yazılması gereken çok fazla şey var ama muzeye tekrar gideceğim için ayrı bir konu olarak tutup detaylanırmayı düşünüyorum. Zira Koreliler için çok önemli bir durum kore savaşı...Haliyle de çok başarılı bir heykeltraş ve mimar bulmuşlar helal olsun...müze diye metafor dünyası yaratmış...






Bu direkler her bir birleşmiş milletler üyesi ülkey temsil ediyor... oval alanda toplanıp mermiyi yani kore kuvvetlerini oluşturmuşuz desteğimizle...Onlar da tüm acılarına rağmen özgürlülerini kazanmışlar... bir bakışta anıta bu sonucu çıkarıorsunuz...Ki zaten bu herhangi bir yerde yazılı bir bilgi değil...benim simge bilimsel yorumum...















Her bir stünun üzerinde savaş sırasında ölen 1500 askerin adı yazılı...her bir koridorda yüz binlerce can var kısaca...











Savaş sırasında yardım eden  b.m kuvvetleri ve ölen aşker sayıları...












Burda da bizim askerlerimiz...












Sonrasında seul istasyonuna gittim, busan biletlerimi almaya...


Mc'donalts Seul station...girmek istemedim hiç içeri amavarın buyrun fikir edinin :))


Koreye geldiğimden beri ilk kez bir öğlen yemeği yedim. Zira hem sıcak hem yorgunluk bayılmamak içten bile değil... burası böyle bursa lokantası tadında bir yer. Ben dışarıdan yemekleri görüp girdim ama sipariş sırasında yanlış söyledim sanırım. Bambaşka bir yemek geldi... çok lezzetliydi o ayrı ama Allah bilir ne yedim acep...





Seul isasyonunun dışı...yani seul'ün göbeği...
















yürüdüm de yürüdüm... çünkü her yer bir birine çok yakın...Gelmişken her 
yeri görmek istiyor insan...










çimlere uzandım birazcık dinlendim..ohhh











hemen koştum bi amiral lee sun jin'e selam durdum...tabi ki tüm derdim fıskiyerle biraz ıslanıp serinlemek :)))





oyun arkadaşlarım da benimle aynı fikirde :))




sonrsında myeongong a yürüdüm. Hiper alışveriş merkezi diye geçiyor... caddeler boyu dükkanlar, avmler ve sokak satıcıları...
ve tabi mango neredeyse gidiniz ve alışveriş yapınız ata sözünden de yola çıkarak bir kaç parçacık!!! da ben nasiplenmiş olabilirim.









 
Kesinikle yaşam standartları bizden yüksek, bu tartışılmaz ama konu avm ve satın alma olunca elimize su dökemezler. Nihayetinde sadece istanbul'da 241avm var...lüzumsuz her konuda birinciyiz maşallah...
biraz fazla özetin özeti oldu bu yazı ama hızlı trende blog yazmak zor oluyor, uyandırayım...