21 Ekim 2013 Pazartesi

Korecanlarla yediğimiz içtiğimiz bizim...


 yaklaşık olarak 10 gün önce bir mesaj aldım. Chon biz sana yemeğe gelecez dedi... Aaaa şok şok şok... Çünkü onları evden çıkarmak biraz imkansız. Üstüne bir şok daha, bayram tatili için Bulgaristan'a gideceklermiş, dönüşünde bize geleceklermiş... Allah allah sebep? demeden duramadım - kumar oynıcanız demi itler sizi-  neyse çok özlemişler domuz eti yemeyi falan o şekil... Ben böyle lafları yermiyim yaww...

Neyse gezdik tozduk, herkes evine döndü... Ve serüven başladı...
Cuma gecesi; hyun jin'e msj attım hacı bu çocuklar ne yer ne içer- yöresel bir ip ucu alayım- şeklide...
at gibiler ne bulsa yerler, hiç bişeye alerjileri yok... ddukboggi yap istersen dedi...
Cumartesi; koştum gittim ajummanın dükkana... Sen bana bi kimchi kat bakalım oğlanlar gelcek yemeğe dedim. Bir de bu ddukboggi ye ne katayım? tarif etti ki bende zaten malzemeler vardı... Korelerden taşıdım getirdirdim o kadar.

Ama asıl menü bu değil tabi ki... Bunlar süprizleri...

bir karnıyarık yaptım ki offf... Türk mutfağında kimse elime su dökemez zira:D


Yanına da salata- ama hint mutfağından. kıtır lavaştan salata kasesi ile...



Üzerine de adet yerini bulsun diye biraz kurban eti...


ortaya böyle bir sofra çıktı ki, çok genç kendini bu uğurda feda etti... Arkadaşlarım bu yemeklerden tadabilmek için birbirlerini parçalarlar:D
hee yaprak sarmaya da dikkat çekeyim, baş köşede ona da yer verdik tabi...


Efsane bir pirinç pilavı... ve de cacık... çok da özendirmemek için detaylara girmiyorum şaheseriminn...


gelelim ddukboggi olaylarına... Pek tarif vermem kimselere ben ama bunun tarifini vereyim, hem basit hem de deneysel zaten:D
2 tane taze soğan
çok çok az lahana 
ve 1 tane havuç rendesi
sadece tadı geçsin diye zaten bunlar sebze suyu kafası.
Az yağda kavuruyorsun.


sonra üstüne 2 kaşık kadar azıcık tuzlu biraz tatlı ama zehir gibi de acı olan bu kore güzeli salçadan...



biraz su ve dduk ları da atıp 10 dk kadar kaynatıyorsun... Biraz da toz şeker!!! bir tatlı kaşığı kadar ama salçaya göre de orantılı olması lazım.



sonra da gözlerinden yaşlar dökülmek suretiyle yiyorsun:D:D:D

Neyse asıl sonraki bombaya gelin siz.. Ben böyle şaheserler donatırken, Shin beyim kendini iyi hissetmiyormuş, gelemedi... Ulen haber etsene sabahtan dünyanın yemeğini yapmışım... Yaa aslında hamlık olmuş kısaca da neyse... Önce çok kızdım ama kıyamadım sonra eve gönderdim yemeğini... Biz ne bilelim bu kadar yemekler yapacağını günlük bişeyler pişirirsin sandık dediler.
Yaaa tatlım sizin orda nasıl oluyor bilemem de burası İstanbul... Biraz özenilir ki ben zaten her gün olmasa da bunları yapıyorum yemek için, ekstrem değil yani:D
Chon'un afedersiniz kıçı düştü masayı görünce... Hele yemeye başlayınca:D:D:D Saray mutfağı bu oğlum boru mu, senden önce de Kanuni yedi bu karnıyarık'tan:D off ne güldük yaa...  Koreye gidip bir restoran açsak, karnıyarık falan yapsan sen de böyle satsak çok para kazanırız hee dedi... yemezler ben her gün yemek yapamam hacı, evde bile 2 ayda bir falan yapıyorum, ben o hanımlardan değilim :D


İş yerinde yazılan blog bu kadar olur, baya sonunu bağlayamadım:D Neyse...

Offf kasımda koreye gitceklermiş., Çok kıskandım:(((





9 Ekim 2013 Çarşamba

Korecanlar in the house...

Öncelikle belirtmek isterim ki uzun uzun upuzun zamandan sonra bloga geri dönüş yapma vesilem bir önceki reklam banneri... yani tamamen duygusal... şaka lan şaka...ama meslek reklamcılık olunca ilgimi de çekmedi değil  :D:D:D Yani ayrıca bana sen gönder bakiim üç beş uçak bileti ben daha güzel reklamını yaparım sevgili reklam veren, böyle yavan olmuş bence ---- uppsss yine birinin işine karıştım----

Gezi olaylarından sonra yazmaya biraz üşenir oldum açıkçası millet can derdindeyken yersiz bir meşgale gibi geldi. Sonrasında iş güç... bol uykusuz geceler... hımm kendimi biraz da spora kaptırmış ve mayıstan bu yana sekiz kilocuk vermiş olabilirim :D:D:D Velhasılı kore maceralarım ki hala son 15 günü yazmadım notlar halinde duruyor, bir şekilde kendi gündemimden de düştü... Ama size son birkaç ayda İstanbul'a elen korecanlarımın maceralarını yazayım... daha eğlenceli... Shin ve chon ile seul'deyken tanıştım. İş için geleceklerdi istanbul'a... ve o kadar da şanslılardı ki benimle tanıştılar... Kısmetse 5 sene kadar da istanbul'da kalacaklar iş gereği... Gerçi geri dönecekmiş gibi de durmuyorlar ya neyse... Bu beyzadelerle ben istanbul'a döndükten sonra da kakaotalk üzerinden muhabbet etmeye devam ettik... ha geldiler ha gelcekler derken nihayet 1 temmuzda vardılar. Tabi jetlag mağduru olarak 22 saat kadar kendilerine ulaşma şansımız olamadı ya neyse... buluşur buluşmaz soluğu Meyhanede aldık... Koredeyken az soju az maggolli devirmedik birlikte... borcumuzu ödeyelim:D
Rakı içmeyi pek sevmediler, bira yok mu yaww burda diye hemen bi yakındılar ama öyle adanaları urfaları nam nam miğdeye de indirdiler... Bir an ne hesap gelir ulenn diye düşünmedim değil, ama Allahtan yanınızda bir koreli bey varsa (bey dedim dikkat çekerim baya centilmenler) eliniz cebinize gitmiyor bile hiç... Ohh ne güzel:D





Rakıyı da şaraba katmaz mıyız dedik hemen aldık soluğu bir ertesi gün taksimde... Olaylar tam gaz devam bu arada... Köşe bucak kaçırdım tabi garibanlar gaza mağruz kalmasınlar diye...Neyse, bir güzel gecelere aktık gerçi ben biraz yaşlı kalıyorum artık taksim gecelerine ama onlar hayatlarından memnun...
Gariptir içerken hiç konuşmuyorlar... Korede de böyleymiş. Biz bir araya gelir sohbet ederiz yanında içki içeriz... Bu kardeşlerimiz içki içmek için bir araya geliyorlar ve önemli olmadıkça da muhabbet etmiyorlar içerken... Konsantre bir sarhoşluk onlarınki :D

Eeee tabi gün geçmiyor ki buluşup gezmeyelim ama bir an önce resmi işlemlerin başlaması lazım ev vs tutmaları lazım....Gittik ramyon falan aldık birlikte doymuyorlarmış bizim yemeklerle... Porsiyonlar az geliyo tabi... Onlarda bir yemek istiyorsun koca bir masa geliyor, İstanbul'daysa bir tabağa en iyi yerde 5 köfte düşüyor... Anam ne mutlu oldular yaaa:D sanırsın bir dolu sandık altın buldular ...ah annem bir durun daha neler yedircem size ben...


Turistlik gezilerimiz sultanahmet'te de devam ediyor tabi... Bir yandan Ramazan... Önce bir yeryüzü sofraları yaptık Gezi'de ordan da ver elini sultanahmet...Her yer 11de kapanır olmuş, nasıl bir turistlik yer anlamadım... Her şey çığırından çıkmış zaten...





Bu kankalar bana dediler ki böyle gezmek tozmak iyi güzel ama bizim resmi işlere bakmamız lazım. Seni de bununla meşgul etmek istemeyiz. Bizim Koreli tanıdıklarımız var yardımcı olacaklar vs. seni ararız sonra... Peki dedim, tabi biraz sinir de olmuştum... elimden oyuncağım alınmıştı, ama sonuçta biz 35 yaşında insanlarız başımıza ne gelebilir ki... kendimiz idare edebiliriz demişlerdi bir kere...
Ehhhh aradan 1 hafta geçmedi bir telefon, eda yetiş yandık bittik ev tutacaktık beceremedik, galiba dolandırılıyoruz... Hacım yaş kaçtı sizin demedim tabi,,, olur o kadar sonuçta burası İSTANBUL :D
Duruma müdahele ettik tabi hemen. Ev bulduk yeniden Mashattından... Çünkü onların staylasıymış bu. Asla taviz vermedi chon bey staylasından. Elimde terlik ensesine vurmamak için zor tutuyordum kendimi bir ara...  


Öyle böyle derken evimizin şerefine hemen gittik ajummanın dükkana içmeye... Önceleri çok sıkılıyordum birşey yiyip içerken onlarla çünkü hiç bir şey ödetmiyorlardı... Sonra arsızlaştım ben de tabi, dünyaları yemiş içmiş olabilirim...


Temizlik sonrası Shin...


Bir tabağımız bile yok anlıyor musun???



Offf ne yorgunluk ya taşınmak... Sadece evrak işleri bile kabus ki, dünyanın en dallama ev sahibine sahip olabilirler bence... bir de eşya temizlik vs cabası... yemek yerken falan kafamızı kaldıramaz olmuştuk. 


Kamyoncu abilerin de hastasıyım bu arada... Netler hayata karşı...




Bunlar da chon ve shin'in bana teşekkür mahiyetli hediyeleri... Edacım ayak numaran nedir ev için sana da terlik alcaz dediler... Ben tabi ne bileyim; yalnız terlikte bir numara küçük giyiyorum falan diye saçmalıyorum... neyse Allah'tan tam geldi :D hala her gören pek bir beğenir efenim zevkli çocuklar :D 

*** Bunu çekmemizin nedeni bu maggollinin adı. wolee gibi bir okunuşu var ve bu bir kadın ismi. Maggollinin üretim yerinde yaşayan ve pirinçten böyle bir içki yapılacağını iddia eden kadının adını vermişler güya... Güya diyorum çünkü ne kadar doğru bir bilgi olduğu tartışılır... Neyse asıl mevzu şu, bu hatun kişi fazla sosyal ve iş bitirici olmakla birlikte bir yandan da fazla buyurtkanmış...  Gözlerimde o kadını görmüşler... Neeee hiç hayatınızda bir prodüskiyon amiri görmediniz mi çok normal!!! O kadını da kendime asistan alcam arayın gelsin!!!



Bu da evi temizledikten sonraki kutlamamız. İki durup bir içiyorduk zaten... tüm yaz kafam kıyak gezdim resmen...


Dut gibi sarhoşum yaa... kim bilir neyi kutluyorduk ki...


İkea' daki tüm yatakların üzerine atlandı... Her biri en zor şartlara maruz bırakıldı tarafımdan... 



Eşyalarımızı da aldık ve tabi ki bunu da kutladık... içerek...





Bunu da bana chon gönderdi... Çocukluğum olabilirmiş ya da çocuğum... Aksi mümkün değil ki zaten...


 Tabi yine bir gezmeler tozmalar... Ve içmeler... Oturma iznini aldığımız gün...



Banka hesabı açtırmış olmanın verdiği eşsiz gurur. Bizim için 5 dklık olaylar yabancı oldukları için o kadar zor ve zahmetliydi ki... gel de kutlama... Ayrıca ben bu kadar yiyip içerek nasıl kilo vermişim o da ilginç.


Hep ben mi yardım edicem. Bir çekimde Korecanlara ihtiyacım oldu... Koştu geldiler hemen... Senaryo çalışmalarına bak yaaa :D Kullanmadık o ayrı... Kimsenin gözünün yaşına bakmayız bazen...


                                                       Her gün 10 kelime çalıştık.


Özellikle bu ramyon'u aramıştık. Sebebi de belli Shin's cup:D

Velhasıl tüm yaz boyunca yine kore içerikli bir zaman geçirdim diyebilirim. En son zaten yeter lan benim bir işim bir hayatım var. Bir müddet görüşmeyelim dedim zira kazık kadar adamlar bana omma/ anne demeye başlamıştı... 

Ayy dur son bir annelik görevimi de yapayım... Kızlar eli yüzü düzgün, hali vakti yerinde, eli ekmek tutan (zenginler lan) iki koreli oğlum var. Shin 37 yaşında ve galiba 1.85 boyunda, Chon da 35 yaşında 1,75 vardır, öyle kısa falan değil haaa... Bu gencecik ? evlatlarıma hayırlı bir kısmet arıyorum, duyurulur... Hadi beni Esra Erol'a muhtaç etmeyin canlarım...





12 Haziran 2013 Çarşamba

15 haziran, direnişten kendime not!!!


bu geceyi ne kalemler yazar ne kağıtlar taşır ben bilemem. Ama bir yalanı yaşayan Hükümet ve yerel yönetimlerin aynı yalana nasıl inandıkları, insanlara nasıl zulüm ettikleri kendi basınımız tarafından gösterilmiyor. Gösterilmiyor diyorum çünkü biz sinema çalışanıyız. Kamera açısı nedir, neyi nasıl gösterir biliriz. Tam polis müdahale edecekken başka açıya dönen kameralar, polisin anonsunu mikrofon yaklaştırarak alırken, polisi ikna edebilmek için toma'nın önüne geçen yaşlı amcanın ikna eden sözlerinde ses alamamalar... Allahım İNANAMIYORUM... gerçekten aklım hayalim almıyor da almıyor. Evde şu anda tüm kanalların internetten yayınlarını takip ediyorum, bir yandan CNN international veBBC yi izliyorum. Sokağımda teyzeler tencere tava çalarken eylem için, onlara atılan gaz sesleri... Ağlamaktan ne gözümde akacak bir damla yaş kaldı ne de bende ayakta durabilecek hal. Ben kendime geldiğimde videoları da paylaşacağım ama yine de siz bu anlatılanlara inanmak zorunda değilsiniz... Ama araştırmadan izlemeden de ne bir kimseyi eleştirin ne de oyunuzu verin.
Şu andaki ruh halimi şöyle bir anıyla anlatabilirim ancak. Yıllar önce, ben ilk okul 1. sınıfta iken Ağrı'nın patnos şehrindeydik. Halam öğretmendi ve onu yalnız bırakmamak için biz de onunla birlikte patnos'a gitmiştik. PKK Terörünün en etkili olduğu zamandı ve 1990-91 yılları ve bizim de kaldığımız lojmanlarda öğretmenleri kaçırır ya da öldürürlerdi. Evde camlarımız battaniye ile kaplı otururduk hep ve akşamları ışıkları açmazdık çoğu zaman. Evde kimse yok sansınlar diye... Ben ne zaman dışarı çıksam döndüğümde deli gibi döverdi benim halam ve babaannem. Korumak isterlerdi beni, sevdiklerinden idi... Küçüktüm ve başıma neler gelecebileceğini bilemez ve olası ihtimallerden korkarlardı... Ama bu 1990larda ve Ağrı'daydı.

Şu an 2013. İstanbul'un göbeğinde yaşıyorum. Parkımı koruyabilmek için sokağa çıkıyorum. Dayak yiyorum. Hakkımı savunmak isterken tehdit ediliyorum. Hayatıma-yaşamıma dolaylı yoldan kast etmiş olan PKK ile masaya oturan hükümet'in tehtidleri ben istediğimi yaparım tavırları, polisin bize karşı kışkırtılması bir yana şu an olası can kayıpları için çok üzülüyorum.Göz yaşı döküyorum. Nefes dahi alamıyorum. Taksim meydanı yanıyor, gezi'ye yakın yerler yanıyor...
Bu gün gözümüzle gördüklerimiz gerçekten akıllardan gidebilecek bir şey değil. Yaralanalar, dövülenler... Provoke eden polisler... neler neler. Sabahki Polisin taksime çıkışı ve anında türeyen provokatörler güya şu an yapılan eziyetin başlangıcı. Ama ellerinde telsiz, bellerinde silah, Toma'ları kendilerine yönlendiren 5-10 provokatör ile 1000 kişilik polisin 2 saat boyunca baş edememesi ve akşam meydana toplanan neredeyse 60-70.000 kişiyi meydandan dağıtmasının sadece 5 dk alması... tekerli sandalyesindeki marjinal engelli bir amcaya tomayla müdahele etmesi, çoluk çocuk dövmesi, ışıkların kesilmesi...yazmamız lazım, söylememiz lazım. Unutmamamız lazım diye sokağa çıkamıyor olmamın vicdan azabını atmaya çalışıyorum şu anda... ellerim titriyor, çok zorlanıyorum şu an.. Şu an tv'den duyulan ki daha da fazladır 400 küsür yaralı var sadece taksimde. Buna rağmen Polis gezide revire biber gazı atabiliyor. Bu kadar iyi güzel insanlara yapılan bu zulüm nedir diye... Şu an Gazi mahallesinden insanlar TEM otoyolunda taksime doğru yürüyor, çevik kuvvet saldırdı gerçi onlara da ama. İnanmak mümkün mü??? insanlar birbirlerni hala sakin kalmaya uyarıyor, kürtler- türkler- dinciler- ateistler birbirlerini yerden kaldırıyor, yardım ediyor. Başbakan- vali tehtid ediyor, polis saldırıyor. Siz polisinize emanetsniz diyor ama can güvenliğinizden artık mesul değiliz de diyor. Ve biz nasıl marjinal ya da terörist olabiliyoruz...Bu nasıl bir matematiktir. Delirmemek içten bile değil...Daha fazla devam edebileceğimi sanmıyorum.


Bizim gibi düşünmek zorunda değilsiniz ama lütfen düşünün...

Allahım sen aklımıza mukayet ol.

8 Haziran 2013 Cumartesi

gezi parkı 10 ve 11. gün.

Son iki gündür yazmıyorum... 10. gezi gününü Tayyip döndü de o talihsiz açıklamalarını yaptı ya hava alanında... Direkt mavi ekran verdim zaten...konuşamadım... hiç bir şey yapamadım... nereden topladığı belli belirsiz gurup izin ver gidelim, taksim'i ezelim derken, pis pis sırıtışı son iki aydır pamuk şeker kıvamındaki beni bile çileden çıkardı... Bütün gece ha geziye saldıracaklar ha saldırdılar diye gözüme uyku girmedi...Allah'tan bir problem de olmadı, gerçi bir yandan da hava alanı mitingine gelenler de öyle pijamalarıyla ve emrivaki ile geldiklerinden, bu kadar paranoya sahibi olmak benim de hatam :D 11. gün ise tabi ki günlerin birikimi 10'ar saatlik iki blog halinde bir uyumuşum, bir uyumuşum... ohhh... Uykudan biriken günlerdir alacağım vardı ödeşmiş olduk...Bir de tatil verdim kendime, yemek içmek de serbestti... süper oldu diyebilirim.
Gelelim blog'a ...sportif aktivitelerimi de gezi'ye taşıdım. Normalde gezi'ye hiç uğramazdım (yakın olmakla birlikte ters benim eve) ama en küçük bir kalabalık ihtiyacı ya da olası diğer ihtiyaçlar için olabildiğince çok orada olmalıymışım gibi hissediyorum. Zaten eve gelince kendi hayatım, iş güç, aile vs içine girmek bunaltıyor... Ama gezi'de öyle bir ortam, ambians var ki sinirleriniz tamamen alınmış gibi hissediyorsunuz.
Daha da komiği orada herkes gözünüze pamuk şeker gibi gözüküyor... ben de onlara öyle gözüküyorum muhtemelen:D

Aşıksan bas gaz'a... Sonuçta bu gaz bi harika dostum :D Abiii bu çocuklar yaratıcılıklarıyla bizi gülmekten öldürecekler ben ne diyim... Yaşlar genel olarak çok genç... bir sürü üniversite öğrencisi var... tabi ki onlara hayat biraz daha güzel şimdi. Bu nedenle de hem hiç alışkın olmadığımız türde bir ideolojileri var hem de garip bir mizah algıları... Zaten bu bir I.Q savaşı bence... böyle yazınca biraz anane mood açık gözüktüm ama 27 yaşındayım ben daha... gencüm ben!!! diye kendimi avutsam da çok başka bir şeyden bahsediyorum aslında. Onlar tamamen milenyum gençleri. Hayatları teknoloji... zeka, vallahi bana parmak ısırtıyorlar... 


 Emma goldman'ın askerleriyiz :D:D:D 
Daha nasıl herhangi bir siyasi grup vb.ye üye olmadıklarını ya da kendi özgürlükleri dışında kimsenin herhangi bir rant kaygısını savunmadıklarını anlatabilirler ki...Çok ince bir mizah anlayışları var maşallah her birinin... bravo vallahi ne diyim...



Ahhh ne güldüm buna da yaa.... Tayyip 1 lira... gel vatandaş... Gezi'de her şey bedava... su, yemek, tedavi, kitap... hepimiz elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Çok da güzel insanların maddi sebepler gütmeden orada bulunabilmesi. Hele annelerin pasta, börek, çörek ne gelirse yapıp getirmeleri ve ye vallahi ölümü görürsün diye zorla yedirmeleri de cabası... Ama tabii bir sürü satıcı da var onlar da yaz sıcaklarına karşın sebze, karpuz vs satıyor... Bir de ızgara köfte durumu var ki ona hiç girmeyeyim. Ya dert yanmak gibi olmasın da ben neredeyse bir yıl içinde 20 kg verdim... haliyle de ot çöp yiyerek bu günlere geldim. Benim de direnişim kendimle :D Ama abi tutamıyorum kendimi, sen ne yapıyorsun da at eti midir nedir belli değil o ızgara nasıl kokuyor öyle... yemeden durduramıyorum kendimi... o yüzden çok takılamıyorum artık gezi'de kıyılarında kalabalık yapmaya çalışıyorum... Gaz maskemi de yiyeceklerin kokularına karşılık kullanıyorum :D


Biz sakin bir halktık, zorla HULK yaptılar:D


Genciz tayyip, idare et :D


Bu foto manidar tabi... Hani bakmadan göremezsin ya... ya da görmek istemezsen... zaten bu kadar olayın da nedenidir bu... görmek istememeleri bizi... Bu işporta tezgahı gezi parkı'nın açık seçik özeti...Orada her fikir her grup her din her ırk yan yana... tıpkı che ile hz. ömer'in fotolarının yan yana olması gibi... 


Ahhh bu çok manidar da yazamam nedenini... bana da evde sansür uygulanıyor:D Ama foto anlatıyor zaten derdini...



üniversitelerin projeleri gibi oldu gezi... herkes elinden gelen ne ise onunla kendini ifade ediyor. Bağırarak çağırarak ya da saldırarak değil. Yapmakta olduğu şeyi yaparak ... 


bu da elimizden gelir az buçuk diye bizim spreyimizden meydana hediye :D



upsss yakalandık :D Ben bunları yazarken teyzeler falan çok tatlılar yaa... Ahh kızım ne yazıyosun, şunu da yaz, bunu da yaz... maaşları da yaz, o ne demek (hep twitter espirileri tabee anlatıyoruz ne demek olduğunu bir de) ...alkış kıyamet... İki dk içinde az ünlü olabiliyorsunuz... Acun, gelemem Survivor'a falan. Zaten aç geziyorum bir de oraları çekemem. Ben baştan uyandırayım da, hiç teklif almayayım, neme lazım :D


haahaha ellerim dert görmesin. Simin'cim için özellikle yazdım...



bu da benim günlük üçlemem. Korkum olsa başında foto çekinmem- bi an kızım korkmuyo musun dedi sanki biri okurken- Ayrıca kara murat benim, lazımsa gelin bulun beni şekerim...


japon fenerleri de moda oldu... bir kaç tane ile başladı da şimdi bir sürü gönderiyorlar gök yüzüne... 


Burası ''kızılkayalar''.Dükkanı kapatmışlar baskıya dayanamayarak. Malum bilen bilir, ilk gün gaza boğulurken insanlar, kızılkayalar kepenklerini kapatmış, kimseyi içeri almamıştı... Diğer dükkanlar ise insanlar korunabilsin diye ellerinden geleni yapıyorlardı...Neyse tabii Twitterin gücü... bu bilgi yayıldı, insanlar protesto etmeye başladılar kızılkayaları... sonrasında bir de çıkıp açıklama yapmazlar mı hükümet bunları yaksın yıksın falan diye (o kadar video izledim ki hatırlayamayacağım bire bir ne dediler ama çok da umurumda değil talihsiz açıklamaları)...Sonrasında baya barındırmamış çocuklar, helal olsun vallahi... Hayır çok enteresan, alkolikler falan demişler de açıklamada, ulan hayvan o alkolikler dediğin senin her gece sırf senden yemiş olmak için meydana kadar yürüyorlardı, onların üzerinden kazandın bunca parayı...Ekmek yediği kaba tüküren bir başkası işte, salla gitsin. Dükkanla ilgili tüm fikirler fotoda açık ve net zaten.




:D çalışmalarımı bol bol paylaşıyorum... İçimde bir anarşik (!) yaşatıyor muşum bilmeden. Ben jack'in karaciğer'iyim diye geziyor ortalıkta şu anda...Gün gelir de hakkında işlem bişi yapılırsa burdan yürüyeyim diyorum, ben yazmadım jack yazdı, ya da redhack ellerimi hacklemiş ben bilmiyordum vs... ruh halime göre bir mazeret bulurum artık :D


Anlatıyoruz anlatıyoruz anlamıyor ya bizi zaatali, iconlar ile denemiş yavrucaklar... olay sırasına göre tek tek anlatmışlar, olmadı bir de buradan deneyelim.

Bu da fikir verebilir... 



ama benim asıl favorim budur ya... Mesele eriyen buzlar değil...

Bu son üç animatik benim tarafımdan yapılmadı... #occupygezi ve twitterda paylaşılanlardan... Bunu belirtiyorum zira çok çok çok acayip fotolar var zaten aşağıda da bulabileceğiniz linkler olacak ama, ben burada sadece kendi çektiğim, gözümle şahit olduğum durumları yazmaya ve belgelemeye özen gösteriyorum... Kimseyi ne zan altında bırakmak isterim, ne de olmadığım bir ortamda çekilen fotoların altına hikaye uydurmak. Bu konuya biraz dikkat ediyorum, okurken siz de rahat olabilirsiniz efenim...

Son bir ek yapayım... Bu gün ben tabii hor hor uyurken, gezi yine kendi çapında çığırlar açmış... Cuma namazı kılınmış parkta... Helal olsun...Kandil gecesi de hiç kimse içki içmiyordu zaten, özen gösteriliyordu baya...uyanınca gece spor olsun diye bir tur geziye koşuya gittim... o kadar uyku bir de yemek, enerjimle başa çıkamadım ne yapayım...Karanlıkta çekemedim ama abi şaka gibi... parkın içindeki kaldırımlara/ beton yola ne demeli bilemedim kalpler çizmişler... Ben bu çocukların kafasını anlayamadım cidden... Bu bir sevgi devrimi derken şaka yapmıyorlar... Baya tek tek küçük küçük kalpcikler üzerinde yürüyorsunuz... İnanılır gibi değil... Kabul edin ya da etmeyin... destek olun olmayın,,, hiç mi hiç dert değil ama daha önce gelmediyseniz varın buyurun gelin... kendi gözlerinizle bir görün derim. 

Mekarlısına fotolar ve çeşitli videolar için #occupygezi linki


Biber gazı oley!!! İzleyin anlayın ne kafadayız:D:D:D

Gördüm ''Belgesel'' 

Okuyan gözlerinize sağlık... sorusu olana gezi ile ilgili her şeyi dilim döndüğünce anlatırım... sorunuz,,, bu bir sivil blog :D

Ballandıra ballandıra anlatıyor olmam, yaşamını yitirenleri, yaralıları Ankara'yı izmir'i Hatay'ı Gazi'yi unuttuğumuz anlamına gelmesin. Desteğiniz için sonsuz teşekkürler... birlikteyiz. Direnmeye devam!!!